16 Haziran 2010 Çarşamba

Forlan Fener'de, Suarez yolda...


Fenerbahçe'nin de ilgilendiği(!) Forlan ve Suarez, Uruguay forması altında döktürüyor. Forlan son maçta iki gol atarken, Suarez iki asistle yıldızlaştı. Suarez'in menejeri, Suarez'in Fenerbahçe forması giymeye istekli olduğunu ancak bonservis konusunda kulüplerin henüz anlaşamadığını belirtti...
Uruguay-Güney Afrika maçını izlerken, iki aydır gülerek okuduğum benzer haberler geçti aklımdan. Ömer Üründül'ün ikide bir, "Suarez tam benim beğendiğim tarzda bir santrafor. Bir santraforun yapması gereken herşeyi yaptı." türünden yorumları, ayrıca eğlendirdi beni. Muhtemelen ilk kez izliyor arkadaşı.
Kendisi için bir küçük not; Suarez Ajax formasıyla bu sezon ligde 33 maçta 35, resmi maçlarda toplam 48 maçta 49 gol attı. Saygılar.

Dağ fare doğurdu...


Futbolsuz ve tatsız tuzsuz günlerden sonra güzel bir maç izledik sonunda. İspanya real madrid-barcelona karması olarak çıktı sahaya ve yakışıklı futbol oynaya çalıştılar. Takım olarak herşeyi yaptılar, tek eksikleri sıkışık anlarda ortaya çıkan bir süperstardı. Real Madrid'de ronaldo, barcelona'da messi bu ihtiyacı karşılarken ispanyolların ulusal takımında böyle bir reklam yıldızı malesef yoktu. 30 yıl öncesinin Türk milli takımı formatında (1-9-1) oynayan İsviçre maçın ikinci yarısında golü atıp, üstüne yattı ama bu İspanya'nın mağlubiyete rağmen grupta takılması zor görünüyor.
İki takımın direklerden dönen topları gol olsa, çok daha şık olurdu tabii. Her ne kadar kısır turnuvanın gol ortalamasını yükseltemese de süpriziyle, futboluyla (ispanya'nın oynamaya çalıştığı futboldan bahsediyoruz tabii ki) güzel maç oldu. Daha nicelerine...
Viva Ivory Coast... Adına kurban be...

10 Haziran 2010 Perşembe

Nerede kalmıştık?


Tedirgine'nin, 23 kişilik efsane dünya kupası kadrosuna ara verip, son dünya kupasını nasıl kapattığımızı hatırlatayım dedim. Fotoğraf zaten üstüne söz söylemeyi gereksiz kılıyor. Ben söz söylemesem de fransızlar finalden 3 gün sonra yeni bir şarkı patlatmışlardı; "Coup de boule" - kafa at


http://www.dailymotion.com/video/x7nea_le-coup-de-boule-zidane-il-a-frappe

Şarkı çok eğlenceli, bi kere nakaratı "kafa at, kafa at" ... Bütün sözleri buraya yazmanın alemi yok, merak edenler ekşiden okuyabilir, sağolsun bir arkadaş hem fransızcasını hem tercümesini yazmış sözlüğe.

Bir de resmi klibi yerine zidane'ın kafayı yapıştırdığı bu kolajı tercih ettim.

8 Haziran 2010 Salı

Dunya Kupasi Hatiralari 23 Kisilik Takim Kadrosu - Bekler

Bundan 15-20 sene evvel, belki dunya futbolu icin coktan yerlesmis temalardi ama iste Turk futbolu icin epey yeniydi: Hucumcu bekler. Fatih Terim'ten kisilik olarak ne denli hazzetmesem de onun Turk futbolu icin yaptiklari ve yapmaya calistiklarinin degerinin her daim altinin cizilmesi gerektigine inanirim. Turkiye, bu hucumcu bekler anlayisini esasinda biraz da Fatih Terim'le kazanmistir. Onun israrla soyleyip durdugu "'3-5-2'yi tersten oynayan bir takim hayal ediyorum" lafi gunun birinde gercege de donusmustur Galatasaray'daki ilk memuriyetinin son yillarinda. Neyse, mevzuu bu degil tabii ki. Ama kadro seciminin ardindaki mantigi ve feyz alinan futbol anlayisini serdetmek babinda iki satir ekleyeyim dedim. Sonra "efendim asli sag acik, hatta sag forvet olan Mehdi Mahdavikia'nin bekte ne isi var?" denmesin.


1) Cafu (1970): 94 Dunya Kupasi'nda finale kadar sadece 30 dakika oynayip yerini Jorginho'ya kaptirmasina ragmen, final macinin ilk yarisinda Jorginho'nun sakatlanmasiyla kupayi sahada kazananlarin arasinda olma serefine eristi. 98'de bu kez yeri saglamdi. Ve muteakip 2 dunya kupasinda da Brezilya'nin hem yeri en garanti olan hem de bu olcude kendisinden beklenen performansi fazlasiyla yerine getiren futbolcusu oldu gozumde. 2 kupa, 1 final, 1 ceyrek final, hay masaallah. Daha bizim katildigimiz 4 tane dunya kupasi bile yok!

2) Mehdi Mahdavikia (1997): Ayni saatte oynanan maclar disinda istisnasiz tumunu izleyip, turuncu kapakli buyuk boy defterde ayrintilariyla notlarini tuttugum - maalesef oda toplayan anne teroru sonrasi bu defter Ankara Mamak coplugunun tepelerinin yolunu tuttu - Fransa 98'in en heyecan verici anlarindan biriydi Mahdavikia'nin ABD'ye son dakikalarda atip da galibiyeti percinledigi gol. Tum mac boyu zaten ABD'nin sol kanadini paramparca etmis, ne var ki golu bir kontratakta, dagilan ABD savunmasinin sagindan atmisti. Son macta cirkin Almanlara karsi biraz daha direnc gosterebilseydiler 2. turu da gorurlerdi ya, kisfmet degilmis.

3) Robert Jarni (1968): Mahdavikia'nin bitiremedigi hesabi Almanlara ceyrek finalde kesen futbolcuydu Jarni. Ergun Penbe'nin Hirvat ikizi gibi bir seydi zaten. Duzenli hucuma cikar, sogukkanliligini muntazaman muhafaza eder, pas trafigine muthis katki saglar, bindirmelerinden birinde acigi yakaladi mi yerden sert fuzelerdi. Hirvatlarin 3.lugunde Suker ile beraber kilit oyunculardan biriydi. Evet, Roberto Carlos ya da Bixente Lizarazu belki boylesi bir altin kadroya girmeyi daha cok hak eden isimler; ama gonul gozuyle bakildiginda 3 numara Jarni'nindir.


4) Fabio Grosso (1977): Dunya Kupalari'nin mahsulu futbolcular vardir; oncesi mechul sonrasi sonuktur; ama iste o sihirli bir ay vardir ya, iste ne olduysa orada olur. Grosso dunyakupasitopculari familyasigillerden bir ademoglu; ustelik gonullerin yeni sultani Lucas Neill'i aldatarak ve guzelim Avustralya'nin saf disi kalmasina neden olacak sekilde penalti kazandirarak hanesinde cok buyuk bir eksi de var. Amma velakin sirf yari finalde Almanya'ya attigi golden sonra yaptigi "Tardelli gol sevinci" icin dahi listeye girmeyi kesinlikle hak ediyor.

Dunya Kupasi Hatiralari 23 Kisilik Takim Kadrosu - Kaleciler

Anne karninda kacirilan Ispanya 82 ve suurun henuz kapali oldugu Meksika 86 sonrasindaki dunya kupalarini kimini kismen kimini kulliyen takip eden bu fakir u hakir, yeni bir deneyim arefesinde simdiye kadarki tecrubelerinden mutevellit kendi 23 kisilik kadrosunu FIFA'ya iletti. Cambiasso ve Zanetti'yi almayan Maradona veyahut Ronaldinho'yu evine mahkum eden Dunga gibi elestiri oklarina gogsumu simdiden siper ederek basliyorum. Once kaleciler:

1) Sergio Javier Goycochea (1963) Kadrodaki kaleciler icinde Dunya Kupasi kaldirmamis yegane isim. Buna karsin kaleyi ona teslim etmekte en ufak bir suphe duymuyorum, zira nasil ki her teknik direktorun kuluplerinde iyi performans ortaya koymadigi halde takintili oldugu isimler oluyor; benim zaafim da Goycochea. Italya 90 sirasinda evde kendi kendime duzenleyip sunuculugunu da bilfiil icra ettigim salon maclarinin en buyuk yildizi, ikinci kaleci olarak katildigi o turnuvada Nery Pumpido'nun sakatligi sonrasi gectigi kalede 2'si ceyrek finalde Yugoslavya'ya, 2'si yari finalde Italya'ya karsi kurtardigi 4 penaltiyla Arjantin'i finale tasiyan Goycochea'ydi. Hatta finalde de Brehme'nin o diregin en uzak kosesine giden topunu da neredeyse kurtariyordu ya, kaderin oyunu, Goycochea'nin buyuk bir efsane olmasina son anda mani oldu. Arjantin o turnuvadan bu yana pek de gun yuzu gormuyorsa, Carlos Roa, Pablo Cavallero, Roberto Abbondanzieri gibi kifayetsiz muhterislerin eline dustugu icindir.


2) Gianluigi Buffon (1978) Bir kaleci kurtardigi bir penaltiyla, finalde uzandigi bir topla, son saniyede parmaklarinin ucuyla cikardigi bir sutla takimina kupalar kazandirabilir. Ama tum bunlari bir turnuva sathina yayarak o kupaya erismek ancak Buffon'a nasip olmustur muhtemelen. Son Dunya Kupasi'nda Cannavaro da hak etmisse de en iyi oyuncu odulunu, benim icin o odulun tek adresi Buffon'du. Hos, "Hatiralar" takiminda ikinci kaleci olarak sirasini bekleyecek ya, hos gorsun, cocukluk hatiralarinin gucu karsisinda, malum, hicbir sey duramiyor.

3) Claudio Andrè Mergen Taffarel (1966) Dogrusunu soylemek gerekirse, 3. kaleciyi bulma konusunda epey zorlandim. Hatta yeri geldi, Kuzey Kore teknik direktoru Kim Jong Hun gibi bir forvet oyuncusunu, soz gelimi Salvatore Schillachi'yi bu pozisyona kaydirip gerektiginde etinden ve sutunden yararlanmayi dahi dusundum. Ama sonucta biraz Galatasaraylilik biraz da Hollanda macinda kurtardigi penaltilar ve sonrasindaki coskusu galebe caldi. 3. kaleci olmasina gider yapmayacak kadar tecrubeli ve kalender bir sahsiyet olmasi da isin cabasiydi.

Taffarel'in postu icin diger adaylar oynadiklari Dunya Kupalari'nda en iyi kaleci odullerini almis olan Fabien Barthez ve Oliver Kahn'di; ama Barthez'i kalecilik, Kahn'i da insanlik meziyetleri konusundaki derin suphelerim neticesi kadro disi biraktim. Akillara baska kaleci profilleri duserse buraya bir serh duselim.

Geleceği yazmak

Sene 2002, aylardan haziran. Yine bir dünya kupası ama bu daha güzelinden. Biz de oradayız ve Japonya'yı, Ümit Davala'nın alemin en kötü saç stiline sahip kafasıyla attığı gol sayesinde yenmiş çeyrek finale çıkmışız. Şenol Güneş, bu büyük başarının arkasındaki adam olarak maç sonrası demeç veriyor: "Futbolcularım bugüne kadar tarih yazdı. Fakat artık tarih yazmaya gerek yok. Tarih bitti. Artık geleceği yazıyorlar"

Allahım allahım, böyle tarihi bir anda hocanın verdiği demeç bu mu olmalıydı. Çıksa dese ki "dünya büyükse biz de büyüğüz" millet olarak şöyle bir şahlansak fena mı olurdu. Ayrıca belli ki olası bir galibiyet sonrası söylenecekler maç öncesinden düşünülmüş ancak bu çıkmış işte.



Zamanında bana çok saçma gelen bu sözler bugünlerde çok moda. Her yere yazmışlar sağolsunlar. Demek ki o kadar da saçma değilmiş, ne bileyim ben.

Nike'ın son reklam filminin (ve kampanyasının) sloganı : "write the future". Reklamı İnarritu çekmiş, herkes oynamış. Gerçi buna reklam demek ayıp olur. Reklam dediğin Aydemir Akbaş ile İbo'nun çektiği Merinos halı reklamlarıdır. Buna üst düzey kısa film diyebiliriz. Endüstriyel futbolun getirdiği nadir güzelliklerden bu reklam filmleri.

Nike, slogan için Şenol Güneş'e telif vermiş midir, sanmıyorum. Zaten verse de derviş ruhlu Şenol hoca kabul etmezdi bu parayı.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Yine yeni yeniden...


Bir post altta, yaklaşık 7 ay önce yazdığım yazıya göz attım. Rijkaard'a o gün "biz buralarda yabancıları sevmeyiz" demişim, dinlememiş. O zaman bağıranlar, hala bağırıyorlar "Rijkaard bu işi bilmiyor" diye. Türk futbol medyasında değişen pek bir şey yok yani. Olsun enseyi karartmamak lazım.
Nitekim bu 7 ayda hiçbirimizin tahayyül edemediği şeyler oldu. Bursaspor devrim yaptı. Hem de takım sivasspor gibi sevimsiz futbol oynamadan, Ertuğrul hoca, bülent uygun gibi her gün çıkıp 300 tane lüzumsuz demeç vermeden bileğinin hakkıyla aldılar şampiyonluğu. Bu şampiyonluğun hikayesi için -özellikle Ertuğrul Sağlam için- ayrıca yazı yazılır, burada bir selam çakalım dedim.
Bir diğer büyük olay, Türk futbolunun Fatih Terim'den kurtulması oldu. Gerçi gideceği bosna maçında kesinleşmişti de gelecek kim olur, onu merak ediyorduk. Tuttular Hiddink'i getirdiler. Vay anasını dedik.
Önümüzde dünya kupası var onun heyacanı bünyeye yayıldı, arkasından eylül'de dünya basketbol turnuvası Türkiye'de, Bursaspor şampiyonlar liginde. Hiddink milli takımın başında, Terim'in ardından Denizli de bıraktı hocalığı. Özetle, güzel günler göreceğiz çocuklar, motorları maviliklere süreceğiz...