16 Haziran 2010 Çarşamba
Forlan Fener'de, Suarez yolda...
Dağ fare doğurdu...

10 Haziran 2010 Perşembe
Nerede kalmıştık?

Tedirgine'nin, 23 kişilik efsane dünya kupası kadrosuna ara verip, son dünya kupasını nasıl kapattığımızı hatırlatayım dedim. Fotoğraf zaten üstüne söz söylemeyi gereksiz kılıyor. Ben söz söylemesem de fransızlar finalden 3 gün sonra yeni bir şarkı patlatmışlardı; "Coup de boule" - kafa at
http://www.dailymotion.com/video/x7nea_le-coup-de-boule-zidane-il-a-frappe
Şarkı çok eğlenceli, bi kere nakaratı "kafa at, kafa at" ... Bütün sözleri buraya yazmanın alemi yok, merak edenler ekşiden okuyabilir, sağolsun bir arkadaş hem fransızcasını hem tercümesini yazmış sözlüğe.
Bir de resmi klibi yerine zidane'ın kafayı yapıştırdığı bu kolajı tercih ettim.
8 Haziran 2010 Salı
Dunya Kupasi Hatiralari 23 Kisilik Takim Kadrosu - Bekler
1) Cafu (1970): 94 Dunya Kupasi'nda finale kadar sadece 30 dakika oynayip yerini Jorginho'ya kaptirmasina ragmen, final macinin ilk yarisinda Jorginho'nun sakatlanmasiyla kupayi sahada kazananlarin arasinda olma serefine eristi. 98'de bu kez yeri saglamdi. Ve muteakip 2 dunya kupasinda da Brezilya'nin hem yeri en garanti olan hem de bu olcude kendisinden beklenen performansi fazlasiyla yerine getiren futbolcusu oldu gozumde. 2 kupa, 1 final, 1 ceyrek final, hay masaallah. Daha bizim katildigimiz 4 tane dunya kupasi bile yok!
2) Mehdi Mahdavikia (1997): Ayni saatte oynanan maclar disinda istisnasiz tumunu izleyip, turuncu kapakli buyuk boy defterde ayrintilariyla notlarini tuttugum - maalesef oda toplayan anne teroru sonrasi bu defter Ankara Mamak coplugunun tepelerinin yolunu tuttu - Fransa 98'in en heyecan verici anlarindan biriydi Mahdavikia'nin ABD'ye son dakikalarda atip da galibiyeti percinledigi gol. Tum mac boyu zaten ABD'nin sol kanadini paramparca etmis, ne var ki golu bir kontratakta, dagilan ABD savunmasinin sagindan atmisti. Son macta cirkin Almanlara karsi biraz daha direnc gosterebilseydiler 2. turu da gorurlerdi ya, kisfmet degilmis.
3) Robert Jarni (1968): Mahdavikia'nin bitiremedigi hesabi Almanlara ceyrek finalde kesen futbolcuydu Jarni. Ergun Penbe'nin Hirvat ikizi gibi bir seydi zaten. Duzenli hucuma cikar, sogukkanliligini muntazaman muhafaza eder, pas trafigine muthis katki saglar, bindirmelerinden birinde acigi yakaladi mi yerden sert fuzelerdi. Hirvatlarin 3.lugunde Suker ile beraber kilit oyunculardan biriydi. Evet, Roberto Carlos ya da Bixente Lizarazu belki boylesi bir altin kadroya girmeyi daha cok hak eden isimler; ama gonul gozuyle bakildiginda 3 numara Jarni'nindir.
4) Fabio Grosso (1977): Dunya Kupalari'nin mahsulu futbolcular vardir; oncesi mechul sonrasi sonuktur; ama iste o sihirli bir ay vardir ya, iste ne olduysa orada olur. Grosso dunyakupasitopculari familyasigillerden bir ademoglu; ustelik gonullerin yeni sultani Lucas Neill'i aldatarak ve guzelim Avustralya'nin saf disi kalmasina neden olacak sekilde penalti kazandirarak hanesinde cok buyuk bir eksi de var. Amma velakin sirf yari finalde Almanya'ya attigi golden sonra yaptigi "Tardelli gol sevinci" icin dahi listeye girmeyi kesinlikle hak ediyor.
Dunya Kupasi Hatiralari 23 Kisilik Takim Kadrosu - Kaleciler
1) Sergio Javier Goycochea (1963) Kadrodaki kaleciler icinde Dunya Kupasi kaldirmamis yegane isim. Buna karsin kaleyi ona teslim etmekte en ufak bir suphe duymuyorum, zira nasil ki her teknik direktorun kuluplerinde iyi performans ortaya koymadigi halde takintili oldugu isimler oluyor; benim zaafim da Goycochea. Italya 90 sirasinda evde kendi kendime duzenleyip sunuculugunu da bilfiil icra ettigim salon maclarinin en buyuk yildizi, ikinci kaleci olarak katildigi o turnuvada Nery Pumpido'nun sakatligi sonrasi gectigi kalede 2'si ceyrek finalde Yugoslavya'ya, 2'si yari finalde Italya'ya karsi kurtardigi 4 penaltiyla Arjantin'i finale tasiyan Goycochea'ydi. Hatta finalde de Brehme'nin o diregin en uzak kosesine giden topunu da neredeyse kurtariyordu ya, kaderin oyunu, Goycochea'nin buyuk bir efsane olmasina son anda mani oldu. Arjantin o turnuvadan bu yana pek de gun yuzu gormuyorsa, Carlos Roa, Pablo Cavallero, Roberto Abbondanzieri gibi kifayetsiz muhterislerin eline dustugu icindir.
2) Gianluigi Buffon (1978) Bir kaleci kurtardigi bir penaltiyla, finalde uzandigi bir topla, son saniyede parmaklarinin ucuyla cikardigi bir sutla takimina kupalar kazandirabilir. Ama tum bunlari bir turnuva sathina yayarak o kupaya erismek ancak Buffon'a nasip olmustur muhtemelen. Son Dunya Kupasi'nda Cannavaro da hak etmisse de en iyi oyuncu odulunu, benim icin o odulun tek adresi Buffon'du. Hos, "Hatiralar" takiminda ikinci kaleci olarak sirasini bekleyecek ya, hos gorsun, cocukluk hatiralarinin gucu karsisinda, malum, hicbir sey duramiyor.
3) Claudio Andrè Mergen Taffarel (1966) Dogrusunu soylemek gerekirse, 3. kaleciyi bulma konusunda epey zorlandim. Hatta yeri geldi, Kuzey Kore teknik direktoru Kim Jong Hun gibi bir forvet oyuncusunu, soz gelimi Salvatore Schillachi'yi bu pozisyona kaydirip gerektiginde etinden ve sutunden yararlanmayi dahi dusundum. Ama sonucta biraz Galatasaraylilik biraz da Hollanda macinda kurtardigi penaltilar ve sonrasindaki coskusu galebe caldi. 3. kaleci olmasina gider yapmayacak kadar tecrubeli ve kalender bir sahsiyet olmasi da isin cabasiydi.
Taffarel'in postu icin diger adaylar oynadiklari Dunya Kupalari'nda en iyi kaleci odullerini almis olan Fabien Barthez ve Oliver Kahn'di; ama Barthez'i kalecilik, Kahn'i da insanlik meziyetleri konusundaki derin suphelerim neticesi kadro disi biraktim. Akillara baska kaleci profilleri duserse buraya bir serh duselim.
Geleceği yazmak
Allahım allahım, böyle tarihi bir anda hocanın verdiği demeç bu mu olmalıydı. Çıksa dese ki "dünya büyükse biz de büyüğüz" millet olarak şöyle bir şahlansak fena mı olurdu. Ayrıca belli ki olası bir galibiyet sonrası söylenecekler maç öncesinden düşünülmüş ancak bu çıkmış işte.

Zamanında bana çok saçma gelen bu sözler bugünlerde çok moda. Her yere yazmışlar sağolsunlar. Demek ki o kadar da saçma değilmiş, ne bileyim ben.
Nike'ın son reklam filminin (ve kampanyasının) sloganı : "write the future". Reklamı İnarritu çekmiş, herkes oynamış. Gerçi buna reklam demek ayıp olur. Reklam dediğin Aydemir Akbaş ile İbo'nun çektiği Merinos halı reklamlarıdır. Buna üst düzey kısa film diyebiliriz. Endüstriyel futbolun getirdiği nadir güzelliklerden bu reklam filmleri.
Nike, slogan için Şenol Güneş'e telif vermiş midir, sanmıyorum. Zaten verse de derviş ruhlu Şenol hoca kabul etmezdi bu parayı.
7 Haziran 2010 Pazartesi
Yine yeni yeniden...
