futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2009 Perşembe

Avrupa Ligi ilk golü


Genel kullanılan ifadeyle Genoa'dan, bana göre ise Cenova'dan...

12 Mayıs 2009 Salı

25 Yıl Önce Madrid'de bir Kral Kupası Hatırası

1983, Barcelona



Maradona'nın bacağı Andoni Goikoetxea tarafından kırılır





Bilbao Kasabı


1984, Madrid



Ancak sedyeyle maç bitiminde stadı terkedebilen oyuncular



İntikam peşinde koşan bir adam



Ve Bask ahalisinin muhteşem dört yılının son karesi
(Kaleciye dikkat!)

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Mazi Kalbimde Bir Yaradır

Il Grande Torino


Superga Faciası


Efsane


I Grandi Mazzole

14 Nisan 2009 Salı

Avrupa'nın El Classico'su


Hangisi daha iyi oynadı acaba ?

Bir gerçek var ki bu iki takımın Şampiyonlar Ligi rekabeti futbola inanılmaz güzellik katıyor. Chelsea bir nevi Detroit Pistons oldu, neredeyse her sene yarı finaldeler. Sırada son birkaç yılda unutulan, son 5 senede 3. kez karşılaşacak Barcelona-Chelsea rekabeti var. Mourinho'yu 2 haftalığına geri getirmeye izin verseler keşke Chelsea'ye, eğlenceli olurdu.

27 Şubat 2009 Cuma

Şimdi Berbatov Olmak Vardı


"Premier Lig'de oynamak benim rüyamdı, şimdiki ise onun lideri, Manchester United'da forma giyebilmek"

"Berbatov'un kirli kramponlarını antreman sonrasında malzemeciye atan küstah bir züppe olduğuna dair hikayeler duydum"


Pazar günü Tottenham Hotspur ve Manchester United arasında oynanacak Carling Kupası finali öncesinde Pavlyuchenko bombaları bıraktı kaçtı. Sonucunda selefi ağır yaralandı ve Ferguson tarafından kadroya alınmadı...



(klişe kullanma hakkımı başka bir zamana erteleyerek bu sözler Türkiye'de söylense ne olurdu demiyorum; hadi yine iyisiniz !)

24 Şubat 2009 Salı

Milano Guiseppe Meazza Stadı'nda Gol Yok


Maçtan önceki gün Sir Alex Ferguson’un önemli bir sözü vardı; “Mourinho bizden gol yedikleri anda turu kaybettiklerini bilmeli. Maçı kazanıp kazanmamaları da önemli değil, Old Trafford’da geri kalanını biz hallederiz”. 90 dakikanın neticesinde ne Inter maçı kazanabildi ne de Ferguson Milano’ya gelirken amaçladığı bir gole kavuşabildi.




Manchester United maç boyunca, özellikle de ilk yarıda yaptığı sert presle ileride bekleyen İbrahimovic ve Adriano ikilisine defanstan ve ortasahadan top atılmasını tamamen engelledi. Hatta ilk yarı pres o dereceye vardı ki defansta yapılan yan paslarda ve ortasahaya doğru gönderilen toplarda Inter adına kayıplar haylice artmıştı. Çift forvet oynamak ve Muntari ile Zanetti’nin zaman zaman kanatlara fazla süzülmesi Cambiasso’yu çok kez yalnız bıraktı ve nitekim Manu ortasahayı hızlı geçmeyi çok kez başardı. Tabii bunda başrol hem pres hem de yüksek yüzdeli pas isabetiyle Inter’in başını epeyce ağrıtan orta alan üçlüsü Carrick-Fletcher-Park’ındı. Inter’in bir diğer hücum silahı, bence bu sezon dünyadaki en iyi sağ bek olan Maicon’u da Manu çok iyi kitledi. İlk yarıda sadece iki olumlu denebilecek pozisyona imza atan Brezilyalı birinde çigiye sarkıp sonuç getirmeyen bir orta yaparken diğerinde de ceza sahasına yaklaşırken faulle durduruldu. Serie A’daki gösterdiği performans düşünülünce Ferguson’un oyun planı ve ileride basarken takımın kanatlarda da açık vermemesi ayakta alkışlanmalı.


Inter’in hücuma giden yollarını keserken Manchester United Ferguson’un istediği golü getirecek pozisyonları da epeyce buldu. Cristiano Ronaldo’nun ilk dakikalardaki kafa vuruşu, Ryan Giggs’in Cesar’la karşı karşıya kaldığı pozisyonu değerlendiremeyişi ya da bir başka deyişle Cesar’ın kurtarışı, ceza sahasının hemen önünde kullanılan serbest vuruşlar. Sadece ilk yarıda böyle bir maç için önemli sayıda fırsat yakalamıştı Manu. İkinci yarıda da Cristiano Ronaldo’nun ortasını boş kaleye yollayamamaları veya Giggs’in ceza sahası içindeki vuruşunu Cordoba’nın engellemesi Ferguson’u epey üzmüş olsa gerek. Jose Mourinho maçın oynandığı şekille 0-0 sonuçlanmasından çok memnun olmalı, çünkü Inter Adriano’nun 6 pas civarında dokunamadığı top ve Cambiasso’nun karambol anında topa kafası yerine göğsüyle vurduğu pozsiyon dışında kayda değer bir şans yakalayamadılar.


Maç sonrası hakemle uğraşarak ikinci maç yatırımını şimdiden başlatan Jose Mourinho bu maçtaki eksikleri analiz etmeye şimdiden başlamalı. Savunmanın arkasına ve özellikle de kanatlara atılan toplarla yaratılan tehlikelere bir dahaki maç için kesinlikle çözüm bulması gerekiyor. Araya oynanan ve ikili oyunlarda Berbatov biraz daha becerekli olsaydı çeyrek finalist şimdiden belli olmuştu. Bu sebeple savunma hattını biraz geri çekip alan daraltmaya ya da forvetten bir adam eksiltip Cambiasso’nun yanına fazladan bir oyuncu koyarak hem prese karşı pas döngüsünde hem de ortadan açılan gedikleri kapatmak adına fazladan bir çift ayak bulundurmak faydalı olabilir. Ayrıca savunmanın bu maçta sergilediği tedirginlik de işin bir başka olumsuz yönü İngiltere’deki maça kadar Samuel dönebilirse bu konuda çözüm olabilir. Orta alan içinse akla Patrick Vieira’nın ismi geliyor hemen, gerçi kendisi bugünkü maç kadrosuna alınmaması sebebiyle Mourinho’ya oldukça öfkeli bu aralar.



Bugünkü maçın ışığında her ne kadar Manu çok parlak görünse de 0-0’lık skor Inter’in avantajına ve Mourinho Old Trafford’daki maç için cebinde kesinlikle sihirli bir oyun bulunduruyordur. Sir Alex Ferguson ve Özel İnsan’ın önümüzdeki iki hafta boyunca yaşayacakları olası laf kavgalarının heyecanı beni şimdiden sarmış durumda !


Kadere Bak




Yukarıdaki fotoğrafın bir benzeri 2001 yılının bir kasım akşamı, San Siro'da çekilmedi. Bunun bir bedeli olmuştu... Tıpkı sırtını kaleye dönüp çömelmiş Arda’nın ayağa kalktığında yüzündeki üzgün ifadenin olduğu gibi...



Pazartesi günü itibariyle Galatasaray Skibbe ile yollarını ayırdı. Bu haberle birlikte birçok insanı aylardır yetiştirdikleri ekinin karşılığını almışçasına bir zafer sarhoşluğu aldı da yürüdü. Alman teknik adamın Türkiye'ye adım attığı ilk andan itibaren eleştirilerin ardı arkası kesilmedi. Skibbe iyi teknik diretördür ya da değildir, teknik taktik bilgisi çok gelişmiştir ya da gelişmemiştir ayrı; fakat adamı daha gelir gelmez damgalamak, en ufak açığını bulmak için sipere yatmak nedendir bilinmez. Steaua Bükreş maçı sonrası, transferin önemli bir bölümünü hazırlık kampı öncesi bitirmesi gerekirken Ağustos ayının sonlarına kadar sarkıtan yönetime bir verirken Skibbe'ye dört koldan saldırılması iyice anlaşılmaz. Skibbe'nin takımı dört dörtlük yönettiğini savunmak pek akıl karı olmaz elbette ama takımı biraz kaynaştırdıktan sonra UEFA Kupası'nda aldığı galibiyetler Lucescu zamanından beri ilk defa Galatasaray'ın Edirne ötesinde varlığını hissettirdi.






Skibbe’nin de elbette hataları oldu. Yönetim Ümit Davala’yı kapı dışarı ederken onun arkasında durmadı ve buna karşı bir tutum takınmadı. 84. dakikadaki küçük dokunuşla belirlenen maçın neticesinde kovulmasına yeterince sesin yükselmesinin bir sebebi de budur belki. Bir maç çıkışı kendisine sorulan “Kadroyu yönetim mi yapıyor” sorusuna sakince “Hayır” cevabı vermesi ondan bana kalanlar arasında yer alacak bundan böyle. Aynı soruyu gün gelir de hiddetiyle ün yapmış teknik adamlara da sorma cesaretini gösterirler umarım. Bir noktayı da atlamamak lazım, 20 yıllık teknik diretörlük kariyeri olan, Borussia Dortmund ve Bayer Leverkusen’i çalıştırmış, Alman Milli Takımı’nda yardımcı antrenörlük yapmış Michael Skibbe’ye 43 yaşında olmasından ötürü tecrübesiz, çaylak diyenler teknik direktör olarak 40’tan az maça çıkmış Bülent Korkmaz’a birkaç maç sonra aynı suçlamaları getirip kelle avcılığına girişmezler. Dilerim Skibbe’ye karşı takınan sert tutumun nedeni sadece yabancı düşmanlığıdır da Büyük Kaptan onun kaderini paylaşmaz. (Medyanın yabancı çalıştırıcılara karşı takındığı tavrın bir benzerini de yöneticilerin genç Türk antrenörlere, "bizim çocuklara" karşı duruşunda görmek mümkün, ama buna da başka bir postta değineyim)



Neyse başlığa ve ilk cümlelere geri dönersem iki penaltı iki insanın kaderini belirledi. Inzaghi’nin 2001 yılında kaçırdığı penaltı neticesinde Fatih Terim 9. haftasonunda Milan’dan kovulurken Milan Baros’un başarısız vuruşu Michael Skibbe’ye 21. maçlar sonrasında memleketinin yolunu tutturdu. Acaba Baros penaltıyı atsa Bordeaux maçı öncesinde basın toplantısına çıkan kim olacaktı ? Skora göre değil oyuna göre antrenörün görevine son vermek ya da onu eleştirmek mümkün mü ? Bugün sezon başından beri genç bir Alman teknik adam yerine genç Türk antrenörlere şans verilmesini savunanların o vakitler Ancelotti için Fatih Terim’in tahtından indirilmesini isteyen İtalyan asıllı yeniçerilerden ne farkı var ? O gün Milan yönetimini pusuda olmakla, Terim’i yabancı olması sebebiyle alelacele kovmakla suçlayanların bugün Skibbe, dün Zico için takındığı tavır kabul görmeli midir ? Ben bunları tekrarlayan 1321. kişi miyim? Bunlar kafamı kurcalayan sorular, fakat bir gerçek var ki bir zamanlar antrenörünün tüm sezon, her şartta arkasında duran kulübün yerinde yeller esiyor !