5 Mart 2009 Perşembe

2010 Güney Afrika



2010 Dünya kupası finallerinin biletleri 15 gün önce satışa çıkmıştı. Dört kategoriye ayrılan biletlerin ilk kategorisi, yani Güney Afrikalı futbolseverler için olan kısmı, 20 dolar ile 900 dolar arasında fiyatlarla satılıyor. FIFA, bilet fiyatlarının düşük tutulmasının sebebi olarak Güney Afrika'daki ekonomik durum ve yüksek işsizliğin yanı sıra küresel mali krizi göstermiş. Buna rağmen geçtiğimiz hafta Güney Afrika'ya teftişe giden FIFA gözlemcileri ülkede dünya kupasına yeterli ilgi gösterilmediğinden dem vurmuşlar. Güney Afrika'da lig maçları biletlerinin ortalama 1,5 ile 2,5 dolar arasında olduğu gerçeği belki biletlere niye ilgi gösterilmediğini de açıklıyordur.
Öbür taraftan satışa sunulan ucuz biletlerden ayrı olarak 3 milyon biletin %15'inin daha 20 dolardan başlayan biletlerle satışa çıktığı açıklandı. Ama sen bilet alacak olursan en ucuz 80 dolar. Tabii bizim memlekette kriz yok, sadece Güney Afrika'da var di mi? Ama illa gidelim dünya kupası havası soluyalım, battık nasılsa, battı balık yan gider diyeniniz varsa; güney afrikalı arkadaşlarla irtibata geçip ucuza bilet düşürebiliriz belki.


Güney Afrika demişken, bir John Leshiba Moshoeu vardı, ne oldu ona? Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra bir sezon Bursasporda oynadığını hatırlıyorum, sonra kayboldu. Meğerse Bursaspor'dan sonra ülkesine dönmüş, 4 sezon Kaizer Chiefs, 2 sezon da AmaZulu da olmak üzere 6 yıl daha futbol oynamış ve geçtiğimiz yaz 43 yaşında futbolu bırakmış. Birkaç post aşağıdaki Romario'ya selam olsun.

Son olarak, Güney Afrika Futbol Federasyonu yetkilileri sözüm size; ülkenizin ve hatta kıtanızın en güzel hatununu Dünya Kupası tanıtım kampanyalarınıza en kısa sürede dahil edin. Futbola kayıtsız kalan vatandaşlarınız, Charlize Theron'a da kayıtsız kalırlarsa yapılacak en doğru hareket kepenkleri kapatıp, ülkeyi tasfiye etmek olacak. Yapacak birşey yok.
(Charlize Theron'un Güney Afrikalı olduğunu bilmeyenler, itiraf edin, şaşırdınız..ehehe)

4 Mart 2009 Çarşamba

Molla Serbülend Efendi

Bir alttaki posttaki fotoğrafı görünce tadım kaçtı yine. Atom mühendisi de olsa, çok sevdiği, uğruna şiirler yazıp gözyaşı döktüğü Büyükanıt Paşa'sına Erke Dönergeci'ni de hediye etse, bu adamdan adam olmayacak. Ama muhtemelen benim hüsn-ü kuruntumdur bu; zira Bülent Uygun, ülkenin çoğu, futbol kamuoyunun ise neredeyse tamamı tarafından "adam gibi adam"lık payesiyle taçlandırılmakta olan bir şahsiyet ne de olsa.
Futbolculuk günleriyle ilgili hafızamda kaydadeğer imgeler yok. Zannedersem çoğu Fenerbahçeli, hatta Bülent Uygun'un kendisi için de büyük bir sürprizdir kazandığı gol krallığı. Fatih Terim'in milli takım teknik direktörü olarak çıktığı ilk resmi maç olduğunu tahmin ettiğim Polonya karşılaşmasında, oyuna sonradan girmiş, Hakan'la olan verkaçı sonrasında pis burunla bir gol atmıştı. [0-1'den çevirip 2-1 almıştı maçı Türkiye, gerçi gruptan çıkmak gibi bir iddia yoktu henüz o zamanlarda; ama yeni bir dönem ve talihin başlıyor olduğuna dair anlamlı bir göstergeydi.] Bülent Uygun'un futbolculuğu benim için o gol kadar ve o gol gibidir: Delişmen, aradan aniden sızan, beleş pozisyonların pis buruncusu.
Fenerbahçe'den nasıl ayrıldı, sonra nereye gitti, ne yaptı; malumatım olmadığı gibi Bülent Uygun için mesai harcamaya erindiğimden araştırmaya şevkim de yok. Herkes Bülent Uygun gibi araştırmacı, yenilikçi, çalışkan, Tur-bulent olamıyor haliyle, mazur görsün kendisi beni. Burada doğrudan kendisine seslenip baştan mazur görmesini istiyorum ki, bir haftaya on yedi basın açıklaması ve yirmi dokuz farklı ve mühim konuya parmak basma sığdırabilen Uygun, bu yazıyı da okuyup bir celalle basın mensuplarının karşısına çıkıp bize sallamasın. [Bu arada, Londra'da tabloid basında geçenlerde çıkan bir haberde, Arsene Wenger'in, Bülent Uygun'un "büyük hoca dediğin, Arsenal'le Sivas'a 4-5 atan değil; Sivas'la Arsenal'i yenen"dir vecizesi üzerine büyük bir feng-shui olduğu ve sezon sonunda Arsenal'le sözleşmesini yenilemekten vazgeçeceği yazıyordu]
Neyse, lafı uzatmaya değmez Bülent Uygun için. Hulasaten Amerikalıların bir lafını hatırlatmak isterim buradan kendisine: "Ağır ol molla desinler be şakirt!"

Sivas'ın Kadıköy seferi


Ligin ilk yarısında içeride Galatasaray ve Fenerbahçe'yi yenen, deplasmanda Beşiktaş ve Trabzonspordan puan alan, kupada Galatasarayı iki beraberlikle eleyen Sivasspor'un bir önceki hafta Gençler karşısında dökülen Fenerbahçe karşısında Kadıköyde 5 gün arayla çıktığı 2 maçta 7 tane gol yemesini beklemiyordum. Ama kupa maçında Bilica'nın serbest vuruştan attığı muhteşem golü 2 gol sayıyorum. Zaten kupa maçlarında deplasmanda atılan goller iki gol sayılır di mi? (Kim uydurdu acaba bunu ve niye nesilden nesilden geçen bir fenomen haline dönüştü bu saçmalık?Deplasmanda atılan golün nasıl bir avantaj getirdiğini anlayamayan ve böyle bir örneklemeye ihtiyaç duyanlara buradan sesleniyorum; futbol izlemek için asgari 60 IQ'ya ihtiyaç var, lütfen vazgeçin)

Trabzonspor ve Fındık


Trabzonsporlu futbolcular, haftasonu gittikleri deplasmanda Antalya tribünlerine fındık atmış. Garip haber :) Trabzon ticaret odasının sponsorluğunda, "Trabzonspor'un resmi yiyeceği' sloganıyla başlatılan kampanya Gaziantep'te de devam edecekmiş. Benim bildiğim fındık Trabzon ile değil, Giresun ile anılır. Nihayetinde hepsi laz olduğu için ayrı gayrı yok sanırım aralarında. Kampanyayla ilgili olarak kulüp sekreteri Hasan Yener “ Daha önceden 'Kolbastı'nın tanıtımına katkı sağladık. Hamsiyi çağrıştıran gümüş pul desenli gri formayı gelecek sezondan itibaren giyinmeyi planlıyoruz. Bunun için çalışmalarımız sürüyor" demiş. Çok merak ettim Trabzonspor'un gelecek seneki formalarını. Şimdi laz olmak vardı.

2 Mart 2009 Pazartesi

Ronaldo Luís Nazário de Lima

Ferguson'un antipatik Ronaldo'ya 7 numarayı vermesinden çok önce biz dişlek olanını sevmiştik. Avrupa liglerini bugünkü gibi yakından takip etme şansımız yoktu, gerçi maçlar canlı yayınlansa da maç izlemek yerine mahalle arasında top oynamayı tercih ettiğim yaşlardaydım (Yaşlandık tabi) ama TRT'nin bizim jenerasyon için çok şey ifade eden "Avrupa'dan Futbol" programındaki maç özetlerinde PSV formasıyla her hafta gol atan bu sempatik Brezilyalı, Barcelona'ya transfer olduğunda futbolcuyu herkesden önce keşfettiğimi zannetmiştim (kendisi ilk keşfettiğim futbolcudur, tabii o zaman Championship Manager da yok, bilgisayarım da) meğerse kendisi 1994-96 arası PSV formasıyla 46 maçta 42 gol atmış. Sonrasını hepimiz biliyoruz zaten. Barcelona-İnter-Real Madrid-Milan + Sakatlıklar.


Her ne kadar 2002 Dünya kupası yarı finalinde bizi üzse de Ronaldo'nun gönüllerdeki yeri her zaman başkaydı. Ne var ki geçtiğimiz yılın şubatında, Livorno maçında sol dizinden bir kez daha sakatlanınca toparlanması öncekiler kadar kolay olmadı.Malum yaş da kemale ermişti. Ameliyattan sonraki rehabilitasyon dönemi için ülkesine döndü. İnter-Lazio maçında yaşadığı sakatlık sonrasında herkes futbol hayatının bittiğini düşünürken yine Brezilya'da inzivaya çekilmiş, döndüğünde bıraktığı yerden devam etmişti. Bu sefer Rio'dan farklı hikayeler düşüyordu ajanslara. Nisan 2008'de Ronaldo'nun üç travestiyle yakalanması ve skandalın kahramanlarından Andreia Albertine'nin - diğer ismiyle Andre Luiz Ribeiro Albertino - (okşan/necati farkının portekizcesi :) anlattıkları efsaneyi epey sallamıştı. Arkasından çapı iki katına çıkmış göbeğiyle yakalanmıştı sahillerde. Bu sürecin kaçınılmaz sonu olarak Aralık'ta Milan'dan ayrıldı ve 15 yıl aradan sonra ülkesinde top oynamak üzere Corinthians ile bir yıllık sözleşme imzladı. Efsane ülkesine geri dönmüştü, 169 dolardan satılan formalar 6 saatte tükendi. Ronaldo, Corinthians'ı Avrupa'ya geri dönmek için basamak olarak kullanacağı iddialarına da cevap vererek futbol hayatını Brezilya'da tamamlamak istediğini açıkladı.



Ronaldo hakkında son 3 günde iki haber daha düştü. İlki Ronaldo'nun vukuatlarını sürdürdüğü üzerineydi. Ronaldo, gece yurttan kaçan yatılı öğrenciler gibi kampı kırmış ve takımının kamp yaptığı otele perşembe sabahı 5:30'da gelmişti. Ertesi gün klüp başkanı Andres Sanches "Olaydan dolayı üzgünüm ancak Ronaldo da insan ve hata yapabilir. Kendisi hatasının farkında ve bu olaydan ötürü cezalandırıldı. Umarım bu son olur" şeklinde konuşarak olay çok büyümeden üzerini kapattı.


İkinci haber ise Ronaldo'nun yeşil sahalardaki marifetleriyle ilgiliydi. Cumartesi günü çıktığı ve yaklaşık 6000 kişinin izlediği antreman maçında hat-trick yaptı Ronaldo. Önümüzdeki pazar da Palmerias'a karşı Corinthias formasıyla ilk resmi maçına çıkması bekleniyor.Bence son sakatlığından sonra bıraksa ve efsane olarak kalsa iyiydi ama bazısı inat ediyor işte.




Avrupa kariyerine Ronaldo gibi PSV'de başlayan, PSV formasıyla çıktığı 109 maçta 98 gol attıktan sonra yine onun gibi Barcelona'ya transfer olan bir eski jenerasyon Brezilyalı, Romario'nun futbolu 2008 yılında 42 yaşındayken bıraktığını düşününce insan korkuyor haliyle.

1 Mart 2009 Pazar

İşte başkan adayım


Yerel seçimlerde oy kullanmayı düşünmüyordum.Ta ki Seyfi Solukalın seçim kampanyasıyla karşılaşana kadar. Kendisini aslında yeni tanıdım. İstanbul Bağımsız Büyükşehir Belediye Başkan adayı Seyfi Solukal ve vaatlerini ilk kez geçtiğimiz hafta Beşiktaş'taki afişlerde gördüm. Kendisi ve projeleri hakkında internette bilgi edinmek için bütün haftasonu ismini hatırlamaya çalıştım ve işte karşınızda Büyükşehir Belediye Başkan Adayım. İnternet sitesi : http://www.seyfisolukal.com/

Siteyi ziyaret ederek Solukal'ın seçim şarkısını ve tanıtım videolarını izlemenizi şiddetle öneriyorum. Yine de adayım hakkında buraya kısa bir tanıtım ekliyorum.

Seyfi Solukal hakkında :

Seyfi Solukal 1969 yılında, Buharkent'te doğdu. İlköğrenimini Buharkent'te tamamlayan Solukal, İzmir Atatürk Lisesinde yatılı olarak okudu ve okulu birincilikle bitirdi. Üniversite için San Francisco'ya giden Solukal, California Berkeley Üniversitesi Sosyal Bilimler bölümünde tam bursla olarak okumaya hak kazandı. Öğrencilik yıllarında yaşamını sürdürebilmek için bir çok farklı işte çalıştı. Bir fast food zincirinde part-time servis elemanı olarak işe girdi, sıra dışı tarzıyla bir anda şubede ünlendi ve şube içi hiyerarşi zincirini büyük bir hızla tırmanmaya başladı. Üniversite bünyesinde faaliyet gösteren neredeyse tüm kulüplere üye oldu. Türk Öğrenciler Birliği'nin başkanı seçilmesi de bu dönemlere tekabül eder. Arta kalan zamanlarında kendisini üniversite kütüphanesinde geleceğini şekillendirmeye adayan Solukal, üniversiteyi ikincilikle bitirdi. Birinciliği ise sonradan Nobel alacak ve bu ödülü Solukal'a ithaf edecek oda arkadaşı aldı.

Vaatleri :
  • Zayıflama merkezleri açılacak: Tüm hemşehrilerim, her semtte açacağımız zayıflama merkezleri ile sağlıklı yaşama kavuşacak.

  • Minübüsler sadece durakta duracak: Yollar kısmi felçten kurtulacak, trafikteki keşmekeşe düzen gelecek.

  • Yotube’yi açtıracağım: DNS işkencesi sona erecek. Tüm hemşehrilerim internet'e filtresiz, özgürce girebilecek.

  • Taksiler gece de gündüz açacak: Abi gündüz açar mısın devri kapanacak. Vatandaş taksimetrede yazacak miktardan korkmayacak, günün her saati rahatça taksiye binecek.

  • Musluktan su içmeyi özledik: Susayan vatandaş, ağzını musluğa dayayıp, kana kana su içebilecek. Arsenik karışmıştır, zehirlenirim kaygıları son bulacak!

  • Trafik, trajik olmayacak: Yapacağım düzenlemelerle trafiğe nefes aldıracağım. İsteyen istediği yere hem yer altından hem yer üstünden kolayca gidebilecek.

  • Metro her mahalleye ulaşacak!: Raylar belli bir ideolojik kesimin boyunduruğundan kurtulacak. Gelişmişliğin simgesi metro, kapınıza kadar gelecek!

  • Küresel ısınma bizi teğet geçecek: Ne kuraklık kalacak, ne sel, ne de felaket... Küresel ısınmayı önleyeceğim; Ben oldukça barajlar dolu, toprak verimli, çocuklar sağlıklı ve neşeli olacak. Ben seçileceğim, küresel ısınma bitecek


P.S. Kendisinin kurmaca bir aday olduğunu öğrenince gerçekten çok üzüldüm yine de kampanyasını çok başarılı buldum. Keşke aday olsa ve oyumu verebilseydim. Öbür taraftan kurmaca olmayan gerçek bir bağımsız aday için (bkz:http://www.dursunalibacioglu.com/)

Gerçek Ronaldo Benim...



Geçtiğimiz yaz aylarından beri Cristiano Ronaldo'nun transfer dedikodularından içimiz bayıldı. Real Madrid'e gitti gidiyor derken, klüp bu transfer söylentilerinden sıkılmış olacak ki, sağlam bir teklifi Ronaldo'nun önüne sürmeye hazırlanıyor. Espn soccernet'in haberine göre, kulüp, Ronaldo'ya Old Trafford'da kalması için haftalık 200 bin pound önererek sözleşmesini 2014'e kadar uzatmak istiyormuş. Bunun 160 bin poundu haftalık ücret olarak, 40 bin pound ise reklam hakları karşılığı ödenecekmiş.


Halihazırdaki sözleşmesine göre haftalık 120 bin pound alan Ronaldo için fena bir artış sayılmaz. (Haftalık 200 bin pound =Yıllık 10,4 milyon pound = 14,75 milyon dolar = 25 milyon TL ...Zenginin malı, züğürdün çenesi)Eğer bu rakamlara imza atarsa haftalık 135 bin pound ile şu an Avrupa'da en çok kazanan futbolcu olan John Terry'i de yeni sözleşmesini ıslatmak için Asmalımescit'e götürür herhalde.



Öbür taraftan memleketlisi Figo hala Ronaldo'nun Manchester'dan ayrılıp, Real Madrid'e gitmesi gerektiğini sayıklıyor. Kendisine sormak lazım; sebep?