24 Eylül 2009 Perşembe

Müteveffa Osman Ertuğrul Efendi


Devrik hanedanın en yaşlı üyesi, II. Abdülhamit'in torunu Osman Ertuğrul 97 yaşında vefat etti. Bu vesileyle devrik hanedanın çektiği yoksullukları anlatarak ajistasyon yapmak ve mevzuyu enteresan bir şekilde "Osmanlı mirasına sahip çıkmıyoruz" klişesine bağlamak Murat Bardakçı'nın, "ben zaten bunun dedesini de sevmezdim, yaşasın cumhuriyet" temalı yazılar da ulusalcı kalemlerin işi. Yurdum insanlarının da bu iki farklı çizgide saf tutarak cemaat oluşturması garip değil tabii ki. "Bu mülkün gerçek sahipleri"ne yapılan vefasızlıktan hicap duyanlar ve aradan geçen 80 yıla rağmen hilafetçilerin hortlamasından korkan paranoyakların oluşturduğu bir memlekette geçmişi yeniden kurmaya çalışan, buna kafa yoran Tedirgine gibi garibanların işi haliyle zor :)
Ancak hanedana yaklaşımlarını en çok merak ettiğim kesim de yine âkil ve alim tarihçi gürûhu. Kendimi tabii ki şu noktada kıçı kırık master sahibi olarak , bir tarihçi olarak görmüyorum. Bahsettiğim insanlar, ömürlerini Osmanlı tarihine vermiş, yıllarca arşiv tozu yutmuş, bu işi de "modern" tarihyazımı sınırları içinde yapmaya çalışmış garibanlar. Ömürlerini verdikleri, haklarında yazılmış yüzlerce makale, kitap okudukları hanedana herhangi bir sevgi/nefret duymayan bu mesleğin erbabları acaba karşılarında hanedana mensup birini görseler -ki II. Abdülhamit'in torunu gayet uygun bir örneklem- ne hissederler? Otopsisini yaptığı kadavranın evladıyla tanışan doktordan farklı bir ruh hali olsa gerek bu. Muhtemelen heyecanlanırlar ama bu heyecanın sebebi ne ola ki?

18 Eylül 2009 Cuma

Karşı devrim; Teknolojik devrim...


İran'da bugün Ramazan'ın son cuması olması dolayısıyla Kudüs yürüyüşü yapıldı. Reformcuların da yollara dökülmesiyle, olaylar çıktı. Kıçımızın dibindeki İran'da seçimlerden beri süren hareketlenmenin Türk medyasında hiç yer almamasını veya "İran'da neler oluyor"un tartışmasını yapmayacağım tabii ki blogda. Bir alt postta tedirgine'nin yazısını okuyunca ben de benzer bir teknolojik zıplamanın medyadaki yansımasını paylaşşmak istedim.

CNN'nin sitesine bir göz atarken gördüm yukarıdaki İranla ilgili haberi. Haberin yan tarafında da İ-report diye bir link var, tıkladığınızda şu yazı çıkıyor karşınıza:

"Are you in Iran? Send us your photos and videos of the scene around you. Please note that CNN may provide anonymity in cases where naming an iReporter may prove dangerous, so long as contact information is available. Please be careful not to identify yourself through the images you post on iReport.com. And as always, we ask that you do not expose yourself to a risky or potentially dangerous situation."

Demem o ki, eğer İran'da daha büyük dalgalanmalar olacaksa, teknolojik imkanlar sayesinde bu çok daha kolay olacak.

Gutenberg'den Kitap Otomatina



Insanlik tarihindeki en onemli iki bulusun, once yazinin binlerce yil sonra da hareketli matbaanin bulunmasi oldugunu dusunenlerdenim. Ekmegimizi kalem isciligiyle kazandigimiz ve kazanacagimiz icin degil yaziyi ve kitabi bu denli buyuk hurmetle anisim. "Dil"in, o dili aktaracak yollarin ve nihayetinde "kultur"un ["ah ne kulturlu cocuk" manasindaki kultur degil, insanlikla bir nevi esanlamli olan kultur olarak] olmadigi bir dunya, dunya olabilir miydi retorik sorusu uzerinde dusununce; iste insan o zaman edebiyatin, tarihin, felsefenin hayatiyetini yeniden kesfediyor, ben deyim 20 siz deyin 50 bin yillik tum insanlik tarihin takribi son iki yuz yillik diliminin bir urunu olan "muhendislik" tiranligina inat!

Yeni bir devir aciliyor demeyecegim elbette insanlik tarihinde, ama son derece orijinal sonuclara imza atabilecek bir gelisme dun itibariyle yururluge girdi. Milyonlarca kitabi dijital platforma aktarmakla mesgul olan Google, birkac sene once bir kitap otomati yapmayi basaran "On Demand Books" [Talep Uzerine Kitap] sirketi ile anlasarak, isteyenlerin dijital olan kitaplari birkac dakika icinde basili olarak almasina olanak saglayacak yolu acti. Makinenin denemeleri gayet parlak: 300 sayfalik bir kitabi bes dakikadan daha kisa bir surede hazirlayabiliyor. Asagidaki videoda makinenin calisma prensipleri anlatiliyor.

Makinenin bende bunca heyecan uyandirmasi, yazilari, bilgisayar teknolojisine emanet etmektense elle tutulur, fiziksel objeler olarak muhafazaya tesne olusum kadar, bu yeni teknolojinin Gutenberg'den onceki kitap dunyasinda hayli yeri olan standart disi karistirmalara, kolajlara, belirsizliklere gebe olusundan. El yazmasi dunyasinda cilt masrafindan kacmak icin bir araya getirilmis alakasiz eserlerden murekkep kitap derlemeleri bu teknolojiyle yeniden mumkun olabilir. Ve kitaplardan pasajlar alip toplayarak yepyeni ve kisisel kitaplar yapilabilir. Bunun, yalnizca kitapcilik sektoru icin degil edebiyatin kendisi icin de cok ilham verici neticeleri olacagini dusunuyorum nedense. Bakalim, zaman neler gosterecek.

17 Eylül 2009 Perşembe

Vizyon da ne ola ki?




Daum: "Bu sezon Fenerbahçe'nin ilk ve en önemli hedefi Türkiye’de şampiyonluktur. İkinci hedef de Avrupa’da gidebildiğimiz kadar gitmek. UEFA Avrupa Ligi’nde gruplar belirlendi. İyi bir grup ama bu grubu geçmemiz lazım. En önemlisi, Turkcell Süper Ligi’nde şampiyonluk”



Rijkaard: "Galatasaray'ın başka bir alternatifi yoktur. İkincilik, bizim için başarısızlıktır. Lig şampiyonluğu da bizim için bir amaç değil, araçtır. Esas hedefimiz Avrupa'da kupa almaktır"

Biz buna vizyon farkı diyoruz. Eğer hocan basın toplantısında "bu maçlar bizim için angaryadır" derse, sen de o maçı angarya olarak görürsün. Sahada yürürsen de Hollanda'nın kasaba takımı gelir seni sahanda yener. Avrupa'da kupa almak istiyorsan, 1. torbadan gelen rakibi gider deplasmanda yenersin. Fener şanssız goller yemiş, GS ucuz goller atmış. Eğer karşıma geçip bu lafı eden olursa, dayağı yer. Fener gruptan çıkar mı, eğer eşek değilse bir şekilde çıkar. Ha sonra ne olur, cacık olmaz.


Vizyon demişken, İsmail Köybaşı'nın futbol bilgisi de beni benden aldı. "Bizim tek ihtiyacımız gol, o da gelince herşey değişecek." Çok doğru tespit, buradan tebrik ediyorum kendisini.

D-Smart Cok Smart

Turkiye'de markalarin bilinilirligi uzerine kafa yorar durur nedense iletisimciler, reklamcilar. Halbuki bilinilirlikten daha onemlisi, ey ahali, "merhumu nasil bilirdiniz?" degil mi ki? D-Smart'in ya da daha dogrusu Dogan Dijital Yayincilik midir, artik her ne karin agrisiysa iste o sirketin, yillardir yaptigi is ahlaksizliklari, izleyiciyi alenen aptal yerine koyma ve hayati ona zehretme gibi buyuk gunahlari sonunda yok olup gitmesini can-i gonulden diliyorum. Bu dilege en az bes on milyon insanin hic duraksamadan katilacagini tahmin ediyorum. Soyle bir iletisim ogrencisi cikip Turkiye'nin kisa markalar tarihi uzerine bir arastirma yapsa, mumkunati yok ki D-Smart'tan daha lanetle anilan baska bir markayi bulsun. Digiturk gibi baska tur alicengiz oyunlarinin pesinde kosmaktan hic yorulmayan bir firma bile D-Smart yuzunden melaike gibi kaliyor.

D-Smart disinda, Panathinaikos-Galatasaray macina dair soylenebilecek galiba yegane sey Galatasaray'in, sonuc almasini her halukarda bilen can sikici bir Avrupa takimina donusuyor olusu. Bugun dogruyu soylemek gerekirse parlak bir performans gostermedi Galatasaray, ne kolektif duzeyde ne de bireysel bazda. Savunmada Servet'in olmayisi, topla cikarken buyuk sikintilar yasatti - ki bu biraz tuhaf gelecek Servet'in topla yetenekleri goz onune alindiginda. Ama Servet'in ileri dogru delismen driplingleri Galatasaray'in topla cikislarinin onemli bir parcasi -. Onun ustune bir de Emre Gungor'un sakatligi eklenince defans kurgusu hepten bozuldu. Acikcasi Rijkaard'in Caner yerine Ugur tercihini garipsedim. Zaten girdigi andan oyunun son saniyesine kadar Ugur, sol tarafta, galiba alismamislik ve yon duygusunu kaybedis gibi nedenlerle surekli zamanlama hatali cikislar yapip durdu. Hucuma da pek destegi olmadi. Zaten bugunku macta Keita ve Sabri disinda oyunu iki yonuyle de oynamaya caba sarf eden oyuncu yoktu. Mustafa Sarp ile Mehmet Topal ne kadar gayretli ve caliskan oyuncular olsalar da Galatasaray'in oyun olarak bir ust kademeye cikabilmesi icin hucuma olan destekleri ve becerilerini artirmak zorundalar. Linderoth'un sakatligina da zaten en cok bu nedenle uzuluyorum. Ben Galatasaray yonetiminin yerinde olsam ara transfer doneminde Sercan ya da bir baska forvet oyuncusunun pesinde kosacagima tum konsantrasyonumu Nuri Sahin'in uzerinde yogunlastiririm. Teknik becerisi, oyunun yonunu hizli bir sekilde degistirebilmesi, savunma sezgisi, Avrupa kupalarinda oynayabilme durumu ve en onemlisi sol ayakli olusuyla Galatasaray'in bana kalirsa en cok ihtiyac duydugu oyuncu o.


Galatasaray'in karsisina ciddi bir rakip gelmesini aylardir bekleyip de oynanmis her maci bir sonrakinin umidiyle gecistirenler, herhalde bu Besiktas ve Panathinaikos maclarindan, hele de Galatasaray bu iki maci iyi oynamayarak gule oynaya kazandiktan sonra bu oyuna bir son vermeye karar vermislerdir. Ama yine de belli olmaz. Pazartesi aksami, Recep Tayyip Erdogan Stadi'nda Galatasaray'a ve onun ciddi bir rakiple oynamasini bekleyenlere gercek bir deneyim yasatmaya hazirlaniyordur belki de Yilmaz Vural, kimbilir.


Avrupa Ligi ilk golü


Genel kullanılan ifadeyle Genoa'dan, bana göre ise Cenova'dan...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Eto'o vs Zlatan


Eto'o, Zlatan'ın kafaya vururken aklından ne geçirdi acaba: "Bu adam benden 40 milyon euro daha değerli" Asıl o değil de, bu sene Barcelona'nın goal sonrası sevinç sahneleri çok komik gelmiyor mu size de? 1,92'lik Zlatan'ın çevresinde, ondan 25 cm kısa Messi, İniesta, Xavi. Pamuk prenses ve 7 cüceler gibi oluyorlar. O burunla pamuk prenses olması biraz zor gerçi zlatan'ın.